top of page

A KİŞİSİ

Aslında herkes birilerinin hayatında biraz A kişisidir. Tek fark; A ya da B olmamız.

Şimdi A, cenazesine bir elin parmağını bile geçmeyen insan sayısını görünce hayıflanıyor olabilirdi. Aslında bu cenazenin kurgu olması da bir ihtimaldi. Ne komik olurdu ama. Şimdi olan tablo ise trajikomikliğe daha uygun görünüyordu.

A’nın elleri de evvelden ezelden kucağında kavuşturulmuş dururdu zaten. Hoş, bunu yakın çevresinden -ki onlar da bir elin parmaklarını geçmez- olanlar bilirdi. Aslında, düşüncelerle boğuştuğunda elleri öyle bağlanırdı, o da hep düşünürdü ya.

Evin kirasını, boğazdan geçecek bir yudum ekmeğin tasasını, taze şiirin başlığını...

Düşünürdü işte. Yalnızdı, kendini bildi bileli yalnızdı. Bunu kendisi seçmemişti aslında, zorunda bırakılmıştı. “Görünmez” diye nitelendirirdi kendini.

Hatta bir yazısında bundan bahsetmişti. Aramızda kalsın, onun yakın bir arkadaşı vardı, hayali bir arkadaş.

Dertleşirdi onunla, konuşurdu. Bunu yaparken odasının bomboş duvarına bakardı.


“Benim bir süper gücüm var biliyor musun?”

“Nedir?”

“Görünmez olmak.”

“Nasıl yani ama ben seni görüyorum.”


Gülümsedi, bu da diğerleri gibi dudakta kalan gözlerin kursağında kaldığı bir gülümsemeydi.


“Şöyle; sevdim sevgimi görmediler, konuştum duymadılar, ağladım sarılmadılar... Ben de görünmez olduğuma karar verdim. Çünkü görseydiler beni anlarlardı değil mi? Anlamadılar.”

Sanırım var olduğum hâlde görünmeyen insanlardan sadece biriyim.


Hayali arkadaşının da bir adı yoktu. Çünkü biliyordu ki A, isme bürünmüş her şey bir gün çekip giderdi.

Arkadaşına bile anlatmadığı şeyler vardı aslında.

Yalnız bir adamdı işte, güvensiz... Cemaat sayılamayacak küçük topluluk dağılmıştı dağılmasına da çam ağacının berisinde bir siluet vardı. Şimdi A, bunu göremezdi çünkü hakkın rahmetine kavuşmuştu artık.


Gölge yaklaştı, yaklaştı... Kafasında tutturulmuş bir fötr şapka vardı onu birkaç saniye havaya kaldırıp selam verdi. Kimdi ki bu?

Soracak oldum A’ya bu kimdir? Diye ancak öldüğü aklıma geldi.


“İntihar ettiği söyleniyor, siz bir şey biliyor musunuz?”

Dedi bana dönüp. Öyle mi? Vay, bak kolaya kaçmış herif.” Diyecek oldum ayıp geldi. Ölmüş adamın arkasından böyle laflar etmek yakışık almazdı.

“Ben bilmem, merhumu da tanımam zaten.” Dedim.

“Ee, ne işiniz var burada o zaman? dedi keçe gibi kaşları çatılmıştı.

“Fatiha efendim, Fatiha.” “Ölmüş ruhuna bir Fatiha.” Dedim.

“Siz peki, siz nereden tanıyorsunuz merhumu?”

“Eski bir ahbap diyelim.” Eski bir ahbap? Allah Allah, bu A’nın hayali arkadaşı olmasın. Yok canım, sen de! O görünmez değil miydi?


“Tanır mıydınız merhumu?” dedim, elleri kara paltosunun ceplerinde mezara bakıyordu. “ Doğrusu onu hiç görmedim, birkaç yıl önce bir mecmuada ona ait bir cümleye rastladım. Aslında pek de sevmem okumayı da neyse. Tanımak isterdim aslında beyefendiyi.” Dedi.

“Hangi cümle?” diye sordum merakla.

“Gitmek gerekir hatırlanmak için ve bazı gidişler anidendir: ölüm gibi.” Bu saatten sonra pek de önemi yok sanırım.” dedi.

“O zaman, A bu cümleyi söylemekte haklıymış baksanıza. Şu an yok ama sözleri dudaklardan dökülüyor. Eminim görüyordur ve çok mesut olmuştur.” Dedim.

“Öyle, ben gideyim artık.” Dedi. Fötr şapka birkaç saniye yine havalandı ve gitti.

“Vay be A, sevenin de varmış. Çok da görünmez değilsin sanki he.”


Komik oldu, evet evet komik oldu. Görünmez Merhum oldum artık. Terfi aldım bugün.

Görünmez adam değilim artık.

Duydun mu dostum? A’yı gören biri çıktı ama artık hiçbir önemi yok.


Çünkü o öldü.



21 görüntüleme0 yorum