DESCARTES ANLAYIŞI ÜZERİNE

Bir hayal gücü insanı nereye kadar götürebilir? Görülen değişik rüyalar kendi içindeki varoluşu ve etrafındaki olanları yorumlayan bir filozof hâline getirebilir mi? Bütün bir hayatını amaçsız ya da kısa zamanlı yaşamlarla bütünleştiren bir insan bir gecede bir düşünüre dönüşebilir mi?

Hayal gücüyle gördüğü ve takip ettiği rüyalarının sonucunda Descartes, tüm hayatını entelektüel bir yaşama ve araştırmalara adamaya karar vermişti. Önceki hayatını kendi deyimiyle aylak hayatını geride bırakarak varoluşun sistemi içerisinde anlamlandırma ve yorumlama aşamasına gelmesi yaşadığı dönemden daha kısa sürede oluşmuştu.

Kardinal De Berulle, koluna hafifçe dokunup kendisini kuytu bir köşeye çekerek; hayatını felsefeye adamasını fısıldar. Gördüğü rüyaların ve söylemlerin kendi hayatında bir işaret alarak Descartes, rüyalarının peşinden yeni hayatına doğru rasyonel bir yaklaşımla adımlarını hızlandırır. 1628 yılında kendisini inzivaya çekerek düşünceler içerisinde kaybolmak için sessiz bir şekilde ortadan kaybolur. Kaybolma süreçleri içerisinde yerleşik düzene çok fazla adapte olamadığı için sabit bir kayboluştan söz etmek imkansızdır.


Sakin ve düşünerek geçen dönemlerin son basamağında hayatının üretmeye odaklı dönemine büyük bir azim ve umutla başlamıştı. Tüm insanlığa ait bilgiyi kapsayabilecek evrensel bir bilim tasarlamayı başarmıştı. Ve bu başarısına ulaşmak için, mantık argümanını kullanmıştı. Mantık kavramı, ortaçağ dünyasının bilim ve simya alanlarında güçlü bir arka plan olarak kullanılıyordu. Descartes, bütün bilgileri harmanlayarak ve bir araya getirerek büyük bir sistemin altına imzasını atmıştı. Bu sistem, önyargılardan ve yüzeysel tahminlerden arınmış bir şekilde sadece kesinlik içeren kavramlar ve disiplinler üstüne kurulmuştu. Kanıtlar, disiplinlerin kendileriydi.

Descartes, sezgi ve çıkarsama kurallarının bir arada kullanıldığı bir düşünme yöntemi hayatımıza entegre etmemiz gerektiğini savunuyordu. Sezgi kavramını, gölgesi olmayan dikkat kesilen bir beynin kuşku duymadan, mantık ışıkları içinde oluşan fikir olarak ifade etmektedir. Düşünülen ve sorulan konu içerisinde aklı düşünce ve fikirlerden sonuca ulaşılan ve bu yol içinde hiçbir kuşku barındırmadan sonuçlara ulaşmayı yorumlamaktadır. Çıkarsama kavramı Descartes’in yorumuyla, kesin olarak bilgisine hâkim olunan diğer çevresindeki gerçeklerden yapılan çıkarımdır.


Ortaya çıktığı dönemden itibaren Kartezyen Metodu olarak da bilinen bu meşhur yöntem, iki düşünce kuralının en doğru şekilde uygulanması sayesinde kimlik bulmaya başlamıştı.

Tüm araştırmaları içerisinde Descartes, dünyayı iki tür etkiden, akıl ve madde kavramlarından yapılmış olarak görmekteydi. Akıl bölünemez ve uzantısız bir özelliğe sahipken, madde uzantılı ve bölünebilir bir özelliğe sahipti. Descartes’in yorumuna göre bu iki özellik fizik kanunlarına uygundu.

Fizik kuramlarının insanları anlaması, felsefenin yapısının özelliğinden kaynaklandığını bize yaşamı ve araştırmaları içerisinde göstermiş oluyor. İnsanın önce kendisini tanıma, sonra çevresini tanıma ve anlamlandırma sürecinde mantıksal çıkarımlar ile ön yargı olmadan olduğu gibi tanıma, yorumlama ve anlama yolculuğunu bizlere öğretmiştir.

Okuma konusunda sıkılmadan okuduğumuz bu araştırma veya kuramı uygulama kısmında biz insanoğlunun sınıfta kaldığını söylemek için doğru bir yer olduğu kanısındayız. Şüphecilik ve ön yargıların insan ilişkilerinde yoğun bir şekilde yaşandığı süreçte sağlıklı iletişim kurulan bir toplum hâline gelmek ne yazık ki uzak bir hayal olarak görülmektedir.


Bu demek oluyor ki; rüyalar ve hayal gücü bir insanı filozof yapar ancak değişen dönemler ve şartlar içerisinde canlılığını koruyamaz sadece kitapların sayfalarından bizlere kendisi gösterir.


Edit: Figen AKÇAYOĞLU



24 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör