YAŞAMA FELSESELERİ ÜZERİNE BİR DENEME

Hint Felsefesi


Schopenhauer’ın çileciliği öneren felsefesinin ilham kaynağı Hint felsefesidir. Hint felsefesi denilince teorik bir soyutluğa sahip düşüncelerin anlaşılmaması gerekir. Bu düşüncede filozoflardan çok din adamlarının (Brahmanların) oluşturduğu bir sınıf söz konusudur. Yaşayışın kendine özgü tavırları her sınıf için, kendi kurallarına göre ön plandadır. Kast sistemi, sınıflar arası farklılığa işaret ettiği gibi ontolojik bir farklılığa da vurgu yapar.

Çilecilik, Hint anlayışı için doğaldır. İnsanın bedensel yaşamı ve dünya, kişinin çile içinde olmasına neden olur.


Nirvana


Yaşama karşı duyulan çileci tepki aslında ortaktır. Yaşamın acı ve ölümlü hâlinden duyulan sıkıntı sadece Doğu anlayışına mahsus değildir. Batı felsefesinde de karşımıza çıkar. Arasındaki fark, Hint düşüncesinde yaşamın bu çileci tarafına verilen karşılıktır. Batı felsefesinin pesimist filozoflarından Schopenhauer’ın felsefesinde ise verilecek en iyi cevap çileciliğin üstüne gitmektir. Acıyı aşmak için önce acıya alışmak gerekir. Böylece giderek acının acı vermekten uzak hâle getirilmesi sağlanır. Ve acıya insanın verdiği cevap, çiledir diyebiliriz. Çileyle acıdan çıkılır. İşte bu çıkış Hint düşüncesinin metafizik boyutunu oluşturur. Reenkarnasyon, bu çileci yolda ilerlemeyi bilen insanın bir sonraki hayattaki aşamaları olur, nihai olan ise Nirvana’dır.

Hint yaşama anlayışında önemli nokta insanın kendi varlığını anlamlandırmaya çalışmasıdır. Brahman ve atman diyalektiğinde birlik aranır. Sadece Brahman vardır; Brahman atmanda var olur. Brahman evrenin temel ilkesidir. Ama insanda bu, atman olarak bulunur. İnsanın atmanı ise onun özüdür. Bunun için çile yolu, öze ulaşmak için önemli bir yol hâline gelir. Kendi coğrafyamızda yer alan dinlerin bakış açısından farklı olan bir yaklaşım tarzı bulunur. “İlahi dinler, Tanrı’yı her şeyin yaratıcısı, en üstün varlık ve insanı da Tanrı’nın kulu olarak kabul görürken, Hintli her ikisinin de bir olduğunu savunur. ”


Çin Felsefesi


Hint düşüncesi, Batı düşüncesinden farklılıklar sergiler. Buna rağmen aynı dil grubunda olmak gibi benzerlikleri de vardır. Lakin Çin dili, Batı düşüncesi ile dil yönünden farklılıklar ortaya koyar. Bu dilde kelimeler aslında tek hecelerden oluşur. Birbirlerinden ayrılmalarını sağlayan ise hecelere yapılan vurgudur. Yazı ise resimseldir. Yani kavramlar resimlerle ifade edilir. Ortaya inanılmaz bir resim haznesi çıkar. Batı dillerinde olan özne ile nesne arasındaki ayırıcı fark Çin anlayışında anlamlı değildir. Batı düşüncesinde ve felsefesinde önemli olan mantık Çin anlayışı için geçerli olmayacaktır.

Çin düşüncesinde, Theoria gibi düşünsel etkinlik yerine insanın toplumsal bir yaşayış içinde nasıl davranması gerektiğine ilişkin erdem ön plandadır. Konfüçyüse yöneltilen metafizik sorulara verdiği şu cevap ilgi çekicidir: “Daha insanlara karşı görevlerimizi bilmezken ruhlara karşı görevlerimizi ne bilelim! Daha yaşamanın ne olduğunu bilmezken, ölümün nasıl olduğunu nereden bilelim!”

Batı düşüncesine karşı getirilen bir eleştiri olarak da yorumlanabilir.


Yin-Yang


Hint düşüncesinde fazlasıyla ön planda olan çilecilik, Çin düşüncesinde yer almamıştır. Çin bunun yerine denge unsurunu kullanır. Eril ve etkin olan yang’ın karşıtı dişi ve edilgen olan yin’dir. Bu karşıtlık birbirini tamamlayacak şekilde var olur. Bunun için Çin yaşama anlayışı hayatı tamamıyla acılarla dolu olarak görmek yerine karşıt durumların birlikteliği olarak görmeyi seçmiştir. Bu karşıtlığın düalist bir biçimde anlaşılmaması gerektiğidir. Mesela; “Her şeyin yin ve yang ile tamamlandığı görülür… Efendi ve köle, baba ve oğul gibi… Bunların arasında denge unsuru yin yang vardır. Efendi yang’tır köle yin, baba yang’tır, oğul yin…”


Kaynakça:


H.J. Storig, İlkçağ Felsefesi: Hint, Çin, Yunan, Çev. Ömer C. Güngören, Yol Yayınları, 1993, s.48



36 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör